Archive for Mart, 2009
Hiperbarik Oksijen Tedavisi (HBO) tamamen kapalı bir basınç odasına alınan hastaya, 1 atmosferden daha yüksek basınçta, aralıklı olarak %100 oksijen solutulması şeklinde uygulanan tıbbi bir tedavi şeklidir. Hasta oksijeni basınç odasının türüne ve hastalığın durumuna göre, maskeden, başlıktan, ortamdan ya da endotrakeal tüpten alabilir. Deniz seviyesinde (bulunduğumuz ortam basıncı) Atmosfer’de %100 oksijen solumak veya oksijenin basınç odası dışında topikal uygulanması Hiperbarik Oksijen Tedavisi değildir.
Bilgiler aymedhbo.com’dan Alınmıştır.
üzümden faydalanılır. Filizlerinden çıkan uzun ve yeşil iplikçikler ekşimsi ve lezzetli bir tadıyla yenildiği gibi ayrıca pişirilerek yemeği de yapılmaktadır. Üzümün ağacına “asma” adı verilir.
Üzümün olmamış hâline “koruk” denir. Koruktan şifalı şuruplar yapıldığı gibi kışlık ekşi de kaynatılır. Çok ekşi bir tadı vardır. Koruk irileşip kalınlaşınca “üzüm” adını alır. Tatlı ve sulu hâliyle tam bir yaz meyvesidir. Yaş üzümü asarak uygun şartlarda bir yıl saklamak mümkündür. Böylece bütün bir yıl taze üzüm olarak tüketilebilir. Üzümden, kuru üzüm çerezi, ayrıca hoşaf, şıra, sirke ve pekmez olarak faydalanılabilir
ÜZÜMÜN TERKİBİ VE FAYDALARI
100 gr. Taze üzüm
100 gr. Kuru üzüm
73 kcal kalori
269 kcal kalori
0,7 gr. Protein
2,3 gr. Protein
0,3 gr. Yağ,
0,5 gr. Yağ
16,9 gr. Karbonhidrat
64 gr. Karbonhidrat
81,3 gr. Su,
24,2 gr. Su
183 mgr. Potasyum
630 mgr. Potasyum
15 mgr. Kalsiyum
31 mgr. Kalsiyum
20 mgr. Fosfor
100 mgr. Fosfor
5 mgr. A vitamini
65 mgr. Magnezyum
4 mgr. C vitamini
2, 7mgr. Demir
0,08 mgr. B vitamini
15 microgr. A vitamini
0,2 mgr. B vitamini
1 mgr. C vitamini
Tabloda yaş ve kuru üzümün ayrı ayrı muhteviyâtı verilmiştir. Tablodan anlaşılacağı üzere üzüm, önemli bir vitamin ve mineral kaynağı olduğu gibi, özellikle de kuru üzüm yüksek oranda enerji ihtiva etmektedir. Üzüm, bileşimi ve kolay sindirilebilirliği açısından anne sütüne benzetilmiş; hatta “nebati süt” diye tarif edilmiştir.
Zeki Kara’nın araştırmasına göre, bir kg. kuru üzüm; “ 1,150 litre süt”, “1,200 gr. patates” ya da “390 gr. et”e eşdeğerdir. Ayrıca içerdiği meyve asitleri (elma ve limon asiti) ve lifli yapısı ile mideye zarar vermeden böbrek ve bağırsak sisteminin düzenli çalışmasını düzenler. İdrarı artırarak vücuttaki zehirli maddelerin böbreklerden atılmasını kolaylaştırır. Kabızlığı giderdiği gibi müshil etkisi de gösterir.
Üzümün Kuvvet Verici Özelliği
Üzüm içerdiği yüksek kalori sayesinde vücuda zindelik ve canlılık verir. Ayrıca iştah açıcı bir özelliğe sahiptir. Bu yüzden iştahsız çocuklara, zayıflara ve hasta bedenlere ısrarla tavsiye edilir. Ağır işlerde çalışanlar, sporcular, büyüme çağındaki gençlere kolay ve yüksek enerji sağlar. Düzensiz beslenme ve başka sebeplerle yorulmuş organizmaya yeni bir hayat verir. Bunun için en iyi yol, üzüm kürüdür.
Üzüm Kürü
Bunun için taze, tam olgunlaşmış üzümler tercih edilmelidir. Üzüm kürü şöyle yapılır:
İlk önce birkaç gün 500 gr.lık taze üzüm günün belli vakitlerinde yenilerek başlanır. Yeme vakti ya sabahleyin aç karna ya da herhangi bir öğünden iki saat sonra olmalıdır. Bu miktar yavaş yavaş artırılarak iki ilâ dört hafta boyunca yapılabilir. Bu arada üzüm miktarı da düzenli olarak günde en son iki ilâ iki buçuk kilograma çıkacak oranda olmalıdır. Bu miktarı sabah aç karna, öğle ve akşam yemeklerinden sonra ve yatarken uygulamalıdır. Ayrıca fazla kilo almamak için diğer öğünlerde karbonhidratlı yiyecekler azaltılmalıdır.
Bir hatırlatma: Üzüm küründen şeker hastalarının uzak durması gerekir.
Üzüm ve Vitaminler
Üzümde bulunan A, B1, B2 ve C vitaminlerinin organizmanın yorgunluğuna iyi gelmesi, mikrobik hastalıklarla vücûdun mücâdelesi, göze, cilde ve sinir sistemine destek olması onun önemli bir besin kaynağı olduğunu göstermektedir. Üzüm, bu vitaminler sayesinde vücudun bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği gibi vücudu virüslere karşı dirençli hâle getirmektedir.
Üzümün Kan Yapıcı Özelliği
Gıda uzmanı Nevzat Artık’ın yaptığı bir araştırmaya göre, üzümü en gözde meyve yapan özelliklerden biri de onun, kanda oksijen taşınmasını sağlayan hemoglobin hücreleri için gerekli olan “demir minerali” içermesidir. Ayrıca glikoz ve fruktozla birlikte fosfor mineralinin bulunması, demirin emilimini artırır ve kansızlığın önlenmesini sağlar. Kansızlığın tedavisinde üzüm, üzüm suyu ve pekmez, öteden beri bilinen yiyeceklerdir. Hâmilelere kan yapıcı olarak önerilirken mide bulantısına da iyi geldiği söylenir. Bunun yanı sıra doğum kontrol hapının yan etkisini azaltmada da üzümün artı faydaları vardır.
Üzümün Kalp-Damar Hastalıklarına Faydaları
Üzüm, kötü kolesterolle mücadele ederek kalp damarlarının tıkanmasını önler. Damar sertliği için bir şifa kaynağıdır. Bilhassa üzüm suyu, kandaki pıhtılaşmanın önüne geçerek kanın akıcılığını artırır, kalp hastalıklarına karşı koyar. Üzüm yüksek oranda içerdiği potasyumla ödem azaltıcı, yüksek tansiyonu düşürücü özelliktedir. Kalp krizi riskini azaltmada da önemli bir rolü vardır. Üzümdeki B1 ve B2 vitaminlerinin kalp-damar sistemi bozuklukları, kalp atışlarını düzenleme, kalp büyüme ve kalp yetersizliğinin önüne geçme gibi daha pek çok yararı bulunmaktadır.
Üzümün Kanseri Önleme Özelliği
Üzümün kabuğunun iyi bir hücre yenileyici olduğu ortaya çıkmıştır. Özellikle renkli üzümlerin kabuğunda bulunan resve ratrol isimli madde, hücre içi molekülleri etkileyerek tümor oluşumunu önler. Dünyada her yıl yaklaşık yüz bin kişide kolon kanseri teşhis edilmektedir. Amerika’da yapılan son bilimsel araştırmalar, kuru üzümün, kolonları sağlam tutan “inulin” adlı bir madde içerdiğini ortaya çıkarmıştır. Ki, bu çok önemli bir gelişmedir.
Üzümün en önemli yararlarından biri de güçlü bir anti-oksidan oluşudur. Vücuda zarar veren serbest radikallerle mücadele ederek iyi bir anti-oksidan vazifesi görür. Özellikle bebeklerin zekâ gelişimi ile diş gelişimlerine katkısı azımsanmayacak derecededir.
Üzümün Cild İçin Faydaları
Üzüm, güneş ışınları, stres ve sigara sebebiyle bozulan cildin güçlenmesini sağlar. Üzüm ve çekirdeğinin yağında bulunan cildi kuvvetlendiren güçlü nem tutucular, cildin kuruyup çatlamasını önler. Üzüm ciltteki yaşlılık lekelerini ve kahverengi lekeleri azaltır. Bütün bu özelliklerine dayanarak kozmetik dünyasında çok kullanılmaya başlanmıştır. Üzüm ve üzüm çekirdeğinden mâmül kremler giderek yaygınlaşmıştır.
Kuru Üzüm
Tazesine göre daha yüksek enerji verir ve mineraller bakımından daha zengindir. Sabahları açken kuru üzüm yemek, hem enerjik olarak güne başlamayı sağlar, hem de zihin açıklığı verir. Hazret-i Ali -kerremallâhu vecheh- aç karna 21 kuru üzüm yemeyi tavsiye etmiştir.
Hâfıza kuvveti ve ses kısıklığı için kuru üzüm en iyi kaynak sayılır. Kuru üzümün çeşidine göre içerdiği kalsiyum yüz gramda 30-40 grama kadar çıkmaktadır. Bu hâliyle süt, yoğurt gibi hayvânî ürünler kadar kalsiyumca zengin olduğu ortaya çıkmaktadır.
Kuru üzüm, kansızlığa da en doğal kaynaklardan biridir.
Şıra
Taze üzümün sıkılmasıyla elde edilen içeceğe “şıra” denir. Terkîbinde azotlu maddeler, mâdenî tuzlar ve önemli miktarda üzüm şekeri vardır. Bu şeker doğrudan kana karıştığı için hızlı enerji veren vitamin dolu bir içecektir.
Pekmez
Şıranın içine bazı maddelerin ilâve edilerek kaynatılmasıyla elde edilen tatlı bir gıdadır. Doğal bir gıda, tatlandırıcı bir enerji kaynağıdır. Nefes darlığı, soğuk algınlığı, öksürük ve kansızlık ilacıdır. Pekmez, soğuk kış günlerinin en önemli direnç kaynağıdır.
Üzümün Çekirdeği
Üzüm çekirdeği, Avrupa’da ilaç olarak satılmaktadır. Ödemden nezleye birçok hastalığın tedavisinde kullanılır. İyi bir kan damarı onarıcısıdır. Üzüm çekirdeğinin yapısı, zayıflamış kan damarlarını güçlendirip normale döndürerek dolaşım bozukluklarını düzeltir. Ayrıca üzüm çekirdeğinin E vitamini tabletlerinden elli kat daha güçlü olduğu ispatlanmıştır. 1950’de Fransa’da resivit olarak bilinen ilk damar koruyucu ilaç olarak üretilmiştir. Aslı üzüm çekirdeği olan bu ilacın, göz kamaşması, gece körlüğü, diş eti kanamaları, arterit, saman nezlesi, alerji, burun kanamaları, bacak krampları, ağrı ve karıncalanmalarda kullanabileceği söylenmiştir.
İçinde bulunduğumuz bu mevsimde bu güzel meyveyi âfiyetle yerken, Rabbimiz onunla, bedenimize kuvvet, beynimize güç, rûhumuza ferahlık versin, şükrünü edâ etmeyi de müyesser kılsın. Âmin!
Nejla Baş
Merhaba dostlarım benim kaşlarım seyrek ve renksiz gürleştirmek ve dahada sıkılaştırmak ve koyulaştırmak için ne yapabilirim yardım ederseniz çok iyi olur valla : ) teşekkürler.
Tıp dünyasının en önemli buluşları arasında sayılan kök hücrenin keşfi ve kullanımı, pek çok hastalığın tedavisi için çok önemli imkanlar sunuyor. Diğer yandan bilim adamlarının hastaların normal hücrelerini kullanarak kök hücre üretmeyi başarması, kök hücre ile tedavi imkanlarını bir kat daha artırdı. Fakat bilim adamları için bu son nokta değil. İngiltere’de tıbbi araştırmalar yürüten ve başında Dr. Mike Modo’nun bulunduğu ekip tıp için devrim niteliği taşıyan bir konuda yine önemli bir aşama kaydetti. Modo ve ekip arkadaşları felçlilerin beyinlerindeki hasarı kalıcı olarak çözme yolunda çok büyük adımlar attı.
Daha önce de denenen bir yöntem, beyindeki ölmüş dokuların kök hücre kullanılarak tedavi edilmesi yönündeydi. Fakat bu denemeler büyük oranda başarısız oldu. Modo ve ekibi bu kez insan bünyesinde çözülebilir polimer yardımıyla kök hücreyi, felç nedeniyle ölmüş beyin dokuları üzerine yerleştirdiler. Fareler üzerinde yapılan ilk deneyler sadece 7 gün içerisinde kök hücre dokularının beyindeki ölmüş hücrelerin yerini almaya başladığı ve hatta kan damarlarının bu yeni oluşturulan hücreler içerisine doğru ilerlediği gözlendi
EKMEĞİN TARİHÇESİ
Ekmeğin tarihi medeniyetlerin tarihi kadar eskidir. Ekmek, insanoğlunun bilinen en eski ve önemli gıda maddesidir Genel kabule göre, ilk insanlar su ile ıslatılmış ve kendi haline bırakılmış buğday kırmasında gözeneklerin meydana geldiğini görmüşler ve gözenekli kütleyi sıcak taşlar üzerinde pişirdikleri zaman tad ve lezzetinin iyi olduğunu anlamışlardır.
Cilalı Taş Devrinde (Neolitik Çağ) Kestane, Meşe Palamudu gibi bazı bitkisel ürünlerin ezilip suyla karıştırdıktan sonra elde edilen hamurun, kızgın taşlar üzerinde ya da kül içerisinde pişirilerek yendiği de bilinmektedir. Yapılan araştırmalardan elde edilen bilgiye göre MÖ. 4000 yıllarında Babilliler özel fırınlarda ekmek pişirmeyi biliyorlardı. Yine MÖ. 4300 yıllarında değirmencilik ve fırıncılık sanatının icra edildiği, yapılan kazılarla elde edilen bulgulardan anlaşılmaktadır.
MÖ. 2600 yıllarında Eski Mısırlılar, buğday unu ve su karışımından elde edilen hamura maya kattıklarında ekmeğin daha yumuşak, daha kabarık olduğunun farkına vardılar. Çeşitli sınıflardan oluşan Mısır halkı ekmeği uzun zamandan beri bilmekteydi. Ancak mayanın tesadüfen bulunmasının ardından beyaz ekmek soyluların ve sarayın simgesi haline geldi. Zenginlerin ve soyluların rağbet ettiği bu mayalı ekmekler o kadar değer kazandı ki, Eski Mısır’da bu ekmekler para yerine bile kullanılmaya başlandı. Mısır’dan Roma’ya ve ardından Batı Avrupa’ya yayılan mayalı ekmek, son asırlarda hemen bütün dünyada sofralarda yerini aldı.
Orta ve diğer Avrupa ülkelerine ekmek daha sonraları güneyden yayılmıştır. Avrupalılar buğdaydan önce çavdar gibi diğer tahıl ürünlerini kullanmışlar, ancak 15. yüzyılda buğdaydan beyaz ekmek yapımına başlamışlardır. Mikroorganizmaların ve mayanın aktif olarak bilinmesinden (19. yüzyıl) sonra ekmek üretimi sanayi dalı haline gelmiştir. Yeryüzünde en fazla ekmek tüketen toplumların başında Türkiye gelmektedir.
Yurdumuzda yaygın olarak buğday unundan ve mayalanmış hamurdan üretilen ekmek tüketilmektedir.Ancak kısıtlı da olsa bölgelere göre mısır, yulaf, çavdar ve benzeri tahıllardan da ekmek üretilmektedir. Ekmek, bir emek ürünü, alınteri simgesi ve Allah’ın kullarına nimeti olarak hemen bütün dinlerde övülmüş ve kutsal sayılmıştır. İslam dininde de ekmek çok değer verilen gıdaların başında gelmektedir.
Hıristiyanlık ve Musevilikte olduğu gibi İslam Kültüründe de ekmeğin özel bir yeri vardır. Ekmeğin özel bir yer tuttuğu kültürlerde fırıncılık da önemli bir yer tutmaktadır. Bizim inancımıza göre, Cebrail (AS) Adem(AS)’e unu öğüterek ekmek yapmayı öğretmiştir: Bu nedenle de fırıncılar Adem(AS)’ı "PİR" olarak kabul ederler. İslam Peygamberi Hz.Muhammed (SAV) devrinde Medine’de yaşayan Amr Bin Ümran’ı da ikinci "PİR" olarak sayarlar.
EKMEK BİLGİLERİ
Ekmek nasıl yapılır?
Ekmek
Ekmek, Buğday unu (Mısır, çavdar ve arpa gibi tahılların unlarıyla da ekmek yapılabilir. Burada, ekmek tarifi verilirken buğday ekmeği esas alınacaktır.) maya, katkı maddesi, tuz ve suyun belli oranlarda karıştırılıp yoğrulması ve hamurun belli bir süre mayalandıktan sonra pişirilmesi ile elde edilen temel bir gıda maddesidir.
Karbonhidrat ve protein kaynağı olan ekmek, özellikle tahıla dayalı bir beslenmenin yaygın olduğu ülkemizde, beslenme açısından büyük öneme sahiptir. Türkiye’de, insanların gündelik hayatlarında tükettikleri enerjinin yüzde 66’sı tahıllardan, bu oranın yüzde 56’lık kısmı yalnız başına ekmekten karşılanmaktadır.
Ülkemizde, kişi başına günde ortalama 450 gram ekmek tüketilmektedir.
Un
Buğday unu, temizlenmiş ve tavlanmış buğdayın öğütülmesi ile elde edilen yarı işlenmiş bir gıdadır.
Un kalitesi, genellikle unun ve hamurun ölçülebilir nitelikteki fiziksel, kimyasal ve teknolojik özellikleri ile tahmin edilmektedir. Genellikle kaliteli un deyimi ile kuvvetli un ifadesi karıştırılmaktadır.
Unun kuvvetli oluşu, özellikle ekmekçilikte protein miktarı ve kalitesi ile ilgilidir. Unların rengi, protein miktarı, protein kalitesi, uniformitesi, su tutma kapasitesi, yoğurma ve fermantasyon töleransı, hamurun gaz meydana getirme kabiliyeti, glutenin gaz tutma kapasitesi ekmeklik unların başlıca kalite göstergeleridir.
Ekmeklik unlar öğütme işleminden hemen sonra kullanılmazlar. Yaz aylarında en az iki hafta, kış aylarında ise normal şartlarda 3 hafta dinlendirilerek olgunlaştırılmaları gerekir. Bu dinlendirme sonucu un oksidasyona uğramakta, bunun sonucu unun rengi ağarmakta, hamur kolay işlenebilirlik kazanmakta, hamurun mayalanma kabiliyeti artmakta, daha kaliteli ve verimli ekmek elde edilmektedir.
Su
Hamurda, diğer bileşenlerin karışmasını sağlayan, hamura arzu edilen akışkan yapıyı kazandıran mayalanmayı temin eden ve son ürün kalitesi üzerinde etkili olan bir bileşendir. Ekmek yapımında orta sertlikte su kullanılmalıdır (8-12 Fransız sertliği).
Tuz
Genel anlamda sodyum ve klor elementlerinden ibaret beyaz kristal bir maddedir. Ekmeğe tat vermesinin yanında hamur yapısını düzeltmektedir.
Ekmekçilikte kullanılan tuzda aranan başlıca özellikler şunlardır:
Depolanması sırasında topaklaşmaya neden olmayacak granül bir yapıda olması.
Fiziksel olarak temiz, parlak ve beyaz olması.
Suda çözünürlüğünün yüksek olması.
Cu ve Fe minerallerini içermemesi.
Maya
İlk ekmeğin üretimi ile ilgili bilgiler MÖ 4000 yıllarında, Babil’e kadar uzamasına rağmen, ilk mayalı ekmek üretiminin MÖ 1800 yıllarında eski Mısır’da, hamurun tesadüfen kendi haline bırakılmasıyla gerçekleştiği bilinmektedir.
Başta ekmek olmak üzere genellikle çeşitli fırın ürünlerinin üretiminde mayalanma, hamurda hacim artışı ve karbondioksitin varlığı ile ortaya çıkmaktadır.
Maya faaliyetinin en verimli olduğu sıcaklık 30-36 derece, bağıl nem %60-70′tir.
Ekmek yapım işlemleri
Yoğurma
Ekmek üretiminde ilk önemli işlem, hamuru oluşturmak üzere çeşitli maddelerin, karışımın (hamurun) her tarafına aynı elastikiyet ve yoğunluğu kazandıracak şekilde yoğrulmasıdır.
Fermantasyon
Yoğurmadan sonra hamurun belli bir süre mayalanması (fermante edilmesi) gereklidir. Zira, hafif yüksek hacimli kaliteli bir ekmek üretimi için fermantasyon şarttır.
Hamur işleme
Kazan fermantasyonu ile hamurun pişirilmesi arasındaki sürede, hamur şu işlemlerden geçer:
Kesme –Yuvarlama – Ara fermantasyon – Şekil verme – Son fermantasyon –Bıçak atma
Pişirme sonucu, hamur, sıcaklık yardımıyla kolayca hazmedilebilen aromatik bir ürüne (ekmeğe) dönüşür.Ekmeğin ortalama pişirme sıcaklığı 220-245 derece, pişirme süresi ise ekmek büyüklüğüne bağlı olarak 18-20 dakikadır.
BESLENME ve EKMEK
Başlangıçta da belirttiğimiz gibi ekmek, insan gıdalarının başında gelmektedir. İçeriği, şekil ve tekniği değişikliğe uğrasa da, bugün dünyanın her yerinde bilinmekte, üretilmekte ve tüketilmektedir. Hemen hemen tüm insanlığın ortak yiyecek türüdür.
Ucuza malolması nedeniyle tüm dünyada dargelirliler tarafından daha fazla önem verilmekte ve daha fazla tüketilmektedir. Ancak, günümüzde ekmeğin de belli standartlarda üretilmesi ve belli kurallara uygun olarak tüketilmesi gerektiği, ilgili çevrelerce belirtilmektedir. İnsanoğlu bilim ve teknik sayesinde fazla yorulmaktan kurtulmuş ve vücudunun ihtiyaç duyduğu gıdalar açısından yeni bir düzenlemeye gerek duymuştur.
Günlük, kişi başına tüketilen ekmek miktarı 150 ila 700 gr arasında değişmektedir. Araştırma verilerine göre kişi başına ortalama günlük 350 gr ekmek tüketilmektedir. 1984 araştırmasında ise ortalama kişi başına 345 gr ekmek tüketildiği tesbit edilmiştir.
Sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ailelerde ekmek tüketimi, sosyo-ekonomik durumu iyi olan ailelerden daha yüksektir. Orta düzeyde bedenen çalışan bir erkek, günde ortalama 450 gr, ağır bedenen çalışan inşaat işçileri günde ortalama 760 gr ekmek tüketmektedir.
Bütün bunların yanında, kültür ve eğitim farklılıkları da ekmek tüketimini doğrudan etkilemekte ve farklılıklar oluşturmaktadır. Ancak genel olarak tesbit etmek gerekirse ülkemizde kişi başına günde yaklaşık olarak 400 – 450 gr ekmek tüketilmektedir. Yani, ülke genelinde kişi başına tüketilen enerji miktarının (2291 k.cal) yaklaşık %45′i, protein miktârının da (68 gr.) %47′si ekmekten sağlanmaktadır.
Tam buğday unundan yapılan ekmeğin vitamin ve minarel içeriği, beyaz undan yapılan ekmeğe göre daha yüksektir. Aynı zamanda posası da daha fazladır. Bunun yanında kepekli ve çavdar ekmeğinin enerji değeri beyaz ekmekten daha düşüktür. Bilindiği gibi, ekmek proteininde lysine amino asiti sınırlı oranda bulunmaktadır.
Unutulmamalıdır ki ekmek, tek başına, yeterince enerji ihtiyacını pratik olarak karşılayamaz. Ekmekte bulunmayan A ve C vitaminlerinin temin edileceği katıklar yardımıyla yeteri kadar protein+enerji alınabilir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, bitkilerin destek dokusunu oluşturan posanın insan sağlığı için büyük önem taşıdığım göstermiştir.
Esas yapısı selüloz, hemiselüloz, lignin gibi polisakaritlerden oluşan posa, sindirim devresinde enzimler tarafından sindirilemez ve bağırsaklarda belirli hacim oluşturarak hareketi sağlarlar. Böylece, besinlerden ve vücudun kendi salgılarından oluşan artık maddeler, zararlı maddelere dönüşmeden vücuttan atılır. Nitekim posası yüksek gıdalarla beslenen toplumlarda kalın bağırsak hastalıklarına raslanmazken, posası düşük diyetlerle beslenen bazı toplumlarda önemli sağlık problemleri görülmektedir. Posanın en iyi kaynağı, tahılların kabuk kısımları ile kuru baklagillerdir. Bu sebeple, kepekli ekmeğin gereken miktarda yenilmesi tavsiye edilmektedir.
Posa değeri yüksek kepekli ekmek ve kuru baklagillerin, yetişkinlerdeki şeker hastalığının denetiminde de fayda sağladığı tesbit edilmiştir. Günümüzde şeker hastalarının diyetinde kepekli ekmeğin istenilen miktarda yenilmesine müsaade edilmektedir.
Özellikle buğday kepeği posasının, kan lipitlerinin yükselmesini de önlediği bilinmektedir. Kan lipitlerinin yüksekliği, koroner kalp hastaları için önemli bir risk faktörüdür. Bunlardan dolayı kepekli ekmekle beslenmeleri önemle tavsiye edilmektedir. Ayrıca kepekli ekmeğin enerji değeri düşüktür. İnsana doygunluk hissi verir. Kilo almak istemeyenlerin, beyaz ekmek yerine kepekli veya çavdar ekmeği yemesi önerilir. Kepekli ekmek ayrıca peklikten yakınanlar için de uygun bir besindir. Kepekli ekmeğin bu kadar yararlı yönüne rağmen fazla tüketilmesinin bazı sakıncalı tarafları da vardır.
Kepek, vücut için gerekli çinko, demir, kalsiyum gibi mineralleri bağlıyarak bio yararlılıklarını azaltır. Ancak yapılan çalışmalarla mayalanma döneminde kepek içindeki fıtatlar parçalanarak bu bağlayıcı etkinin azaltılmasının mümkün olduğu gözlenmiştir. Yapılan araştırmalar, nişastanın kandaki kolestrol düzeyini yükseltmediğini, kalori gereksiminin %80′ini ekmekten karşılayan kimselerde koroner kalp rahatsızlığı ve damar sertliğinin hiç görülmediğini göstermiştir.
Günümüzde en yaygın rahatsızlıklardan biri de hiç şüphesiz diş çürümesidir. Diş çürümesi, hassas bünye, bakteriler ve beslenme üçlüsünün etkisinde gelişir. Farklılık kalıtıma bağlı olabildiği gibi, diş gelişimi sırasındaki beslenmenin de büyük etkisi bulunmaktadır. Ağız boşluğundaki karbonhidratlar diş çürümesine neden olurlar. Bu karbonhidratların fermente olmaları yanında, özellikleri ve bileşimleri de önemlidir. Mesela, ağızda kalıntı bırakan, yapışkan karbonhidratlar sıvı olanlardan daha fazla organik asit üretirler.
Tükrükteki bakterilerin nişastalı ortamda, şekerli ortama göre daha fazla organik asit ürettikleri bilinmektedir. Önceleri bu bilgilere dayanarak, tahıl nişastasının şekerden daha fazla diş çürümesine neden olduğu sanılıyordu. Fakat yapılan araştırmalar, beyaz ve esmer ekmeğin diş çürümelerine neden olmadığını ortaya çıkarmıştır.
Aksine, esmer ekmekte fıtatin cariostatic (diş çürümesini önleme etkisi)olduğu tahmin edilmektedir. Bu konuda yapılan bir araştırmada yüksek glutenli, iştah açıcı taze ekmeğin, bayat ve düşük glutenli ekmekten daha az diş çürümesi yaptığı iddia edilmiştir.
Ekmeğin az bilinen özelliklerinden biri de, ekmek kabuğunun insanın mental ve fıziksel performansına olan etkisidir. Okul çocukları ve fabrika işçileri üzerinde yapılan bir araştırmada ekmek ve meyva ile beslenen işçilerin, günün ilerleyen saatlerinde performans üzerine olan etkisinin, iç kısmından daha yüksek olduğu ve kandaki şeker düzeyini daha uzun süreli devam ettirdiği anlaşılmıştır. Bundan dolayı kabuğu bol ekmekler hem fıziksel hem de zihinsel efor sarfedenlere tavsiye edilmektedir.
EKMEĞİN BAYATLAMASI
Ekmek, depolanması sırasında tüketici kabulunun azalmasına neden olan bazı değişmelere maruz kalır. Bayatlama olarak tanımlanan ve son derece karmaşık bir olay olan bu değişmeleri basit terimlerle bütün olarak ifade etmek oldukça güçtür. Bayatlama; ekmek piştikten sonra oluşan ve organizmaların neden olduğu değişmelerin dışında kalan diğer değişmelerin tümü olarak tanımlanmıştır.
Bayatlama sırasında ekmeğin fiziksel özelliklerinde birçok değişmeler meydana gelmektedir:
a) Tad ve koku değişimi
b) Sertliğin artması
c) Ekmek içi ufalanmasının artması
d) Ekmek içinin opaklığının artması
e) Ekmek içinin su bağlama kapasitesinin azalması
f) Ekmek içinden ekstrakte edilebilir çözünmüş nişasta miktarının azalması
g) Nişastanın amilaz enzimine duyarlılığının azalması
h) "Differential thermal analysis" teknikleriyle ölçülebilen ısısal özelliklerin değişmesi
Bayatlama sırasında ekmek kabuğunda oluşan değişmeler, ekmek içinde olan değişmelerden belirgin olarak farklıdır. Kabuğun kolayca çiğnenemeyen ve kırılgan olmayan yumuşak bir yapıya dönüşmesinin, temel olarak suyun ekmek içinden kabuğa doğru göç etmesiyle ilişkili olduğu görülmektedir. Ekmek fırından çıktığında taze iken %2-5 oranında su içeren kabuk, kurudur. Bu koşullarda ekmek kabuğu gevrek bir yapıda olup tüketicinin istediği özelliklere sahiptir. Ancak depolanma süresi ile birlikte ekmeğin iç kısmındaki su kabuğa doğru yayılmakta ve kabuk, gevrekliğini veya çıtırlığını kaybederek kırılgan olmayan yumuşak bir yapı kazanmaktadır.
Ekmeğin içinde oluşan değişmeler ise kabuk kısmının uğradığı değişmelere kıyasla çok daha karmaşıktır. Ekmek içinin sertleşmesinin basit bir koruma olayı olmadığı yaklaşık 150 yıl gösterilmiştir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarla, ekmek içinin sertleşmesinin retogradasyon olarak tanımlanan nişastanın çözelti içinde kendiliğinden çökelmesi veya tekrar kristal yapı kazanması ile ilişkili olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.
Belirli formülasyon ve işlem değişkenlerinin uygulanması ile bayatlama hızı az da olsa yavaşlatılabilinirse de, ekmeğin daha yumuşak olarak üretilebilmesi ve daha uzun süre taze olarak saklanabilmesi, temel olarak yüzey aktif maddelerinin kullanımı ile mümkün olmaktadır. Bu konuda gösterilen yoğun çabalara ve elde edilen gelişmelere rağmen, ekmek hala bozulabilir bir gıda maddesi olup raf ömrünün uzatılması muhtemelen ekmek sanayinin karşılaştığı en güç ve bugüne kadar tamamen çözümlenmemiş bir problemini oluşturmaktadır.
Ekmek Çeşitleri NORMAL EKMEK
İçindekiler
Buğday unu, içme suyu, maya, tuz, ekmek katkı maddesi [emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), enzim (hemiselulaz, fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit)].
ORGANİK TAM BUĞDAY EKMEĞİ
İçindekiler
Organik Tam Buğday Unu, İçme suyu, Doğal ekşi hamur mayası, Naturel tuz(sodyum klorür)
Organik Tam Buğday Ekmeği
Organik Tarım: Üretimde sentetik kimyasal girdi kullanmadan organik tarım mevzuatında izin verilen girdilerin kullanımıyla yapılan üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve nihai ürünü sertifikalı bir tarımsal üretim metodudur.
Günümüzde organik tarımla toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumak mümkün olmaktadır.
Suni gübre ve tarım ilacı kullanılmayan topraklarda yetişen buğday taneleri uygun değirmenlerde un haline getirildikten sonra İstanbul Halk Ekmek fabrikasında hiçbir kimyasal katkı ve koruyucu kullanılmadan ekmek haline getirilmekte ve kraft ambalajlarla satışa sunulmaktadır.
Ekmeklerimizde kullanılan unlar tam buğday unu olduğu için vitamin ve mineral açısından zengindir. Doyurucu özelliği diğer ekmeklere göre daha fazladır
Ekmeklerimizi özellikle buzdolabında saklamanızı ve ısıtarak tüketmenizi tavsiye ederiz.
Ekmeklerimiz organik metotlarla üretildiğinden çok daha lezzetli ve kalitelidir
KEPEKLİ EKMEK
İçindekiler
Buğday unu, içme suyu, kepek, maya, tuz, ekmek katkı maddesi [emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), enzim (hemiselulaz, fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit)].
TUZSUZ EKMEK
İçindekiler
Tip 650 buğday unu, içme suyu, maya, ekmek katkı maddesi [emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), şeker, enzim (hemiselulaz, fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit)].
TOST EKMEĞİ
İçindekiler
Tostluk buğday unu, içme suyu, bitkisel sıvı yağ,şeker, maya, tuz, peynir altı suyu tozu, gluten, ekmek katkı maddesi [emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), soya unu, topaklanmayı önleyici (kalsiyum karbonat), enzim (fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit)] ve koruyucu (kalsiyum propiyonat).
LIGHT EKMEK
İçindekiler
Buğday unu, içme suyu, kepek, maya, kavrulmuş malt unu, malt ekstrakt, gluten, buğday lifi, tuz, topraklanmayı önleyici (kalsiyum karbonat), şeker, emülgatör (mono ve digliseritlerin diasetil tartarik
asit esterleri), enzim (fungal alfa amilaz), antioksidan (L-askorbik asit), koruyucu (kalsiyum propiyonat).
KÖY EKMEĞİ
İçindekiler
Tam buğday unu, içme suyu, maya, tuz ve ekmek katkı maddesi [emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), şeker, enzim (hemiselulaz, fungal alfa amilaz), antioksidan
(askorbik asit)] ve koruyucu (kalsiyum propiyonat).
HAMBURGER EKMEĞİ
İçindekiler
Tip 550 buğday unu, içme suyu, maya, bitkisel sıvı yağ, şeker, glikoz şurup, tuz, peynir altı suyu tozu, katkı maddesi [emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), soya unu, topaklanmayı önleyici (kalsiyum karbonat), enzim (fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit)], gluten, süt tozu ve koruyucu (kalsiyum propiyonat).
MISIR EKMEĞİ
İçindekiler
Mısır unu, içme suyu, tip 550 buğday unu, maya, tuz, emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), soya unu, topaklanmayı önleyici (kalsiyum karbonat), antioksidan (askorbik
asit), enzim (fungal alfa amilaz), koruyucu (kalsiyum propiyonat).
ÇAVDARLI EKMEK
İçindekiler
Tip 550 buğday unu, içme suyu, çavdar unu, maya, malt unu, tuz, emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), soya unu, şeker, topaklanmayı önleyici (kalsiyum karbonat), antioksidan (askorbik asit), enzim (fungal alfa amilaz), koruyucu (kalsiyum propiyonat).
YEDİTAHIL EKMEĞİ
İçindekiler
İçme suyu, tip 650 buğday unu, çavdar unu, yulaf ezmesi, buğday ezmesi, malt unu, maya, gluten, susam, tuz, dereotu, rezene, kimyon, emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit
esterleri), şeker, laktik asit, topaklanmayı önleyici (kalsiyum karbonat), enzim (fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit), koruyucu (kalsiyum propiyonat), guargum.
AYÇEKİRDEKLİ EKMEĞİ
Ay çekirdeği çok değerli bir besin maddesidir. Aslında bir endüstri bitkisi olarak üretilen çekirdeğin iki türü vardır. Yapısında fazla yağ bulunduran cinsler, yağ yapımında kullanılmak üzere üretilirken, dolgun taneli ve yağ miktarı az olanları ise çerezlik olarak ayrılmaktadır.
Ay çekirdeğinin içindeki besinler incelendiğinde, çekirdeği beslenmemize dahil etmemiz gerektiği ortaya çıkmaktadır. Kalori değeri fındık, fıstık veya badem ortalamasına yakın olup, 100 gramı 570 kalori içermektedir. 100 gram içindeki protein oranı ise 23’tür. Yüzde elli oranında yağ barındıran ay çekirdeğinin en büyük kozu demir, kalsiyum, potasyum, E vitamini ve Tiyamin oranının fazlalığıdır. 100 gramda 7 mg demir vardır ki, diğer kuruyemişlerde bu oran çekirdeğin yarısına denk gelmektedir Tiyamin bir B vitaminidir; sinir fonksiyonları ve enerji için kanda bulunması gerekir. E vitamini de vücut için koruyucu özellikler taşımaktadır. Bileşiminde yüksek miktarda bulunan demir, kalsiyum gibi minerallerin de vücut fonksiyonlarında önemli yeri vardır. Besin öğelerinin zenginliği yanında ay çekirdeği, lezzeti ile tüketicinin beğenisini kazanmış bir besin maddesidir. Bu bilgilerden de anlaşıldığı gibi yeterli ve dengeli beslenmede ay çekirdekli ekmeğin önemli bir rolü olacaktır
İçindekiler
Tip 550 buğday unu, içme suyu, ayçekirdek içi, maya, tuz, malt unu, emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), şeker, soya unu, topaklanmayı önleyici (kalsiyum karbonat), enzim (fungal alfa amilaz), antioksidan
(askorbik asit).
ALMAN EKMEĞİ
İçindekiler
Tip 650 buğday unu, içme suyu, soya unu, maya, ayçekirdek içi, malt unu, tuz, susam, şeker, emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), topaklanmayı önleyici (kalsiyum karbonat), enzim (fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit).
PATATESLİ EKMEK
İçindekiler
Tip 650 buğday unu, içme suyu, patates unu, maya, tuz, ekmek katkı maddesi [emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), şeker, enzim (hemiselulaz, fungal alfa amilaz)]
antioksidan (askorbik asit) ve koruyucu (kalsiyum propiyonat).
SOYALI EKMEK
İçindekiler
Tip 650 buğday unu, içme suyu, yağsız soya unu, maya, tuz, ekmek katkı maddesi [emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), şeker, enzim (hemiselulaz, fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit)] ve koruyucu (kalsiyum propiyonat).
Glutensiz Karışım / Ekmek
İçindekiler
İçme suyu, buğday nişastası, mısır nişastası, şeker, maya, bitkisel sıvı yağ, pektin, kabartma tozu, guargum, tuz, kalsiyum klorür, antioksidan (askorbik asit), üzüm sirkesi.
GRİSSİNİ
İçindekiler
Tip 550 buğday unu, içme suyu, bitkisel sıvı yağ, maya, şeker, tuz, malt ekstrakt, gluten, emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), enzim (alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit).
DAYANIKLI EKMEK
İçindekiler
Tip 650 buğday unu, içme suyu, ekmek hamur mayası, ayçiçek yağı, toz şeker, soya unu, gıda sanayi tuzu, ekmek katkı maddesi [emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), enzim (fungal hemiselulaz, fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit)] ve koruyucu (kalsiyum propiyonat).
LİGHT KEPEKLİ EKMEK
İçindekiler
Buğday unu, İçme suyu, buğday kepeği, Ekmek hamur mayası, gluten, Gıda sanayi tuzu, Ekmek katkı maddesi [Emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), Şeker, Enzim (fungal hemiselülaz, fungal alfa amilaz), Antioksidan (askorbik asit)], üzüm sirkesi.
RUŞEYMLİ EKMEK
Buğday ruşeymi, tanenin filizlendiği bölgedir. Muhteviyatında yüksek miktarda A,E ve B1 vitamini, lesitin, esansiyel yağ asitleri ve proteinler ile minerallerden çinko, manganez ve krom bulunmaktadır. Döllenmeden sonra oluşan tohumda bitki embriyosu ile beraber besin deposu bulunur. Embriyo, bitkinin küçük bir kopyasını içinde barındırır. Besin deposu ise, bitki kendi besinini üretebilecek hale gelene kadar embriyonun büyümesini sağlayacaktır.
Döllenmeden sonra tohum oluşurken bitki türüne göre nişasta ve protein ile birlikte şeker ve yağ da tohumla birlikte besin olarak depolanır. Nişasta tohum için gerekli olan enerji kaynağını sağlar. Depolanmış proteinler de bitki açısından önemli olan diğer proteinleri inşa etmek için embriyonun ihtiyaç duyacağı aminoasitleri sağlayacaktır. Buğdaydaki toplam proteinin yaklaşık % 8’ini içeren ruşeymin protein miktarı % 30 civarındadır. Buğday ruşeymi tüm tanenin % 2-3’ünü oluşturur ve gıdalarda, kozmetikte aranan bir üründür. Gıda kullanımına uygun olan ruşeym oranı en fazla % 0,5’tir. Geleneksel bir değirmen sisteminde ruşeym, kepek azaltma pasajlarında elde edilir.
İçinde vücut için gerekli besin öğelerinin bir çoğunu yüksek miktarda içeren buğday ruşeymi, değerli bir maddedir. Bu maddenin % 15 oranında ekmeğe ilave edilmesi ile besin değeri yüksek, oldukça lezzetli ve iç yapısı homojen bir ekmek elde edilmiştir. Bu ekmeğin yeni bir çeşit ekmek olarak piyasaya sunulması, yeterli ve dengeli beslenme konusunda tüketiciye bir katkı olmuştur.
İçindekiler
Buğday unu, içme suyu, ruşeym, kepek, gluten, ekmek hamur mayası, Gıda sanayi tuzu, sirke, Ekmek katkı maddesi [Emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), şeker, enzim (fungal hemiselülaz, fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit)] ve koruyucu (kalsiyum propiyonat)
SANDVİÇ EKMEĞİ
İçindekiler
Tip 550 buğday unu, içme suyu, maya, bitkisel sıvı yağ, şeker, glikoz şurup, tuz, peynir altı suyu tozu, katkı maddesi [emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), soya unu, topaklanmayı önleyici (kalsiyum karbonat), enzim (fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit)], gluten, süt tozu ve koruyucu (kalsiyum propiyonat).
Ekmek Yemekleri EKMEK KAVURMASI
Malzeme
• 1 adet bayat ekmek
• 125 gram margarin
• 1 çay bardağı su
Hazırlanışı
Bayat ekmek parçaları lokma büyüklüğünde doğranır. Tencerede kızartılmış yağ üzerinde kavrulur. Ekmekler kavrulurken bir çay bardağı soğuk su üzerine serpilir. İyice karıştırıldıktan sonra tencerenin kapağı kapatılıp 5 dakika pişirilir. Daha sonra servis yapılır.
KALACUŞ
Malzeme
• 1 adet bayat ekmek
• Yarım paket margarin
• 3 bardak su
• 250 gram yoğurt
• 1 baş kuru soğan
Hazırlanışı
Bayat ekmek, küpler şeklinde bıçakla kesilerek derin bir kaba konulur. Margarin tavada kızdırılır. Soğan, kızgın yağda pembeleşinceye kadar kavrulur. Çalkanarak ayran kıvamına getirilen yoğurt ve su, yağ ve soğanın bulunduğu tavaya ilave edilir. Birkaç dakika kaynatıldıktan sonra, oluşan karışım derin kapta bulunan doğranmış bayat ekmeklerin üzerine dökülür. Kabın kapağı kapatılır. Bir süre ateşin üzerinde tutulur ve hemen servise sunulur.
SİRON
Malzeme
• 1 adet bayat pide
• Yarım paket margarin
• 1 bardak su
• 2 su bardağı yoğurt
Hazırlanışı
Kibrit kutusu büyüklüğünde pideler bıçakla kesilir. Tepsiye dik gelecek şekilde dizilir. Dizildikten sonra yarım paket margarin eritilir. 1 bardak su eriyen yağın üzerine dökülür ve kaynatılır. Burada oluşan yağlı su, kesilmiş ve tepsiye dizilmiş pidelerin üzerine dökülür. Daha sonra 2 su bardağı yoğur çırpılarak bu hazırlanan pidelerin üzerine uygun şekilde yayılarak dökülür. Kabın kapağı örtülerek hafif ateşte ısıtılır ve servise sunulur.
BAYAT EKMEK KÖFTESİ
Malzeme
• 1 adet bayat ekmek
• Yarım kalıp sert peynir
• 2 baş soğan
• 3 adet yumurta
• 1 kahve fincanı zeytinyağı
• 1 çorba kaşığı pul biber
• Un veya galeta tozu
Hazırlanışı
Su serpilmek suretiyle nemlendirilmiş ve ufalanmış bayat ekmek, peynir ve soğan rendesi, üç yumurta ve diğer malzemelerle birlikte köfte olacak şekilde iyice yoğrulur. Yuvarlanarak şekillendirilen köfteler una veya galeta tozuna, en sonunda da yumurta akına batırılıp kızartılır. İstenirse sıcak, istenirse de soğuk servis yapılabilir.
ELMA PÜRELİ TURTA
Malzeme
• 150 gram margarin
• 1 bayat ekmek
• 5,5 yemek kaşığı şeker
• 4 çay kaşığı tarçın
• 1 kg elma
• Yarım çay bardağı su
• 3 karanfil
• Yarım limon
• 1 bardak süt
• 1 poşet krem şanti
Hazırlanışı
Ekmekler çok ince ufalanır. Margarin eritilir. 3,5 yemek kaşığı şeker ve iki çay kaşığı tarçın ilave edilerek kızarıncaya kadar karıştırılır. Başka bir kaba karışımdan iki yemek kaşığı kadar bir miktar ayrılır. Elmalar, kabukları temizlendikten sonra dörde bölünür. Çekirdekleri de çıkarıldıktan sonra ince ince dilimlenir. Elmalar, bir kapta yarım çay bardağı su, iki yemek kaşığı şeker, tarçın ve karanfil ilavesiyle, yumuşayıncaya kadar pişirilir. Bu işlemden sonra karanfiller çıkartılarak elmalar ateşten alınır ve püre haline getirilir. Krem şanti, 1 bardak sütle birlikte hazırlanır. Yarım limonun kabuğu rendelenerek krem şantiye karıştırılır. Ekmekli karışım, yağlı kağıt serilmiş fırın kalıbına 1 cm kalınlığında yayılır. Üzerine de 1 kat krema yayılır. Kremanın üzerine, daha önce hazırlanmış olan elma püresi yayıldıktan sonra tekrar 1 kat ekmekli karışımla örtülür. Tekrar krema yaydıktan sonra en üste elma püresi sürülür. Başka bir kaba ayrılan ekmekli karışımla üseri süslendikten sonra turtayı folyo ile sarın ve 180 derece fırında 30 dakika pişirin.
EKMEKLİ PUDİNG
Malzeme
• 1 bayat ekmek
• 250 gram frenk üzümü
• Yarım kilo böğürtlen
• 1,5 çay bardağı şeker
• 1 çay kaşığı vanilya
• 1 yemek kaşığı limon suyu
Hazırlanışı
Ekmeğin kabukları temizlendikten sonra yarısı 1 cm kalınlığında dilimlere ayrılır. Ekmeğin diğer yarısından 8 cm çapında bir yuvarlak kesilir. Yuvarlak parça dibi çiçek şeklinde bir kek kalıbına yerleştirilir. Şeker, böğürtlen, frenk üzümü ve vanilya, üzerlerine limon suyu ilave edilerek 5 dakika kısık ateşte karıştırılır. Hazırlanan karışım kaba boşaltıldıktan sonra üzerleri ekmek dilimleriyle kaplanır. Üzeri folyo ile sarılıp buzdolabında bir gece dinlendirilir. Kalıp servis tabağına ters çevrilip frenk üzümü, krem şanti ve böğürtlen ile servis yapılır.
FÜME BALIK MUS
Malzeme
• 1 adet bayat ekmek
• 200 gram füme alabalık filetosu
• 1 çay bardağı sebze suyu
• 2 yaprak jelatin
• Yarım salatalık
• Kıyılmış dereotu
• Yarım limon
• Tuz, karabiber ve zencefil
Hazırlanışı
Ekmeğin kabukları temizlenerek dilimlenir. Dilimlerin üzerine balık şeklindeki kalıp yerleştirilerek kenarlarda kalan ekmek fazlaları temizlenir. 12 tane balık şeklinde ekmek hazırlanır. Kalan ekmekler ince ince kıyılır. 100 gram krema bir kaba alınarak ocakta kaynatılır. Kıyılmış ekmekler ilave edilerek kısık ateşte 10 dakika pişirildikten sonra soğumaya bırakılır. Alabalık filetoları püre haline gelinceye kadar ezildikten sonra kremalı ekmekle karıştırılır. Jelatinler soğuk suda eritilir. Alabalıklı karışıma sebze suyu ve eritilmiş jelatin ilave edilerek karıştırılır. Karışıma tuz ilave edilerek dinlenmeye bırakılır.
Diğer tarafta yarım limonun kabuğu rendelenir ve suyu sıkılır. Yarım salatalığın yarısı soyulduktan sonra küp şeklinde doğranır. Krema, tuz, karabiber, zencefil, 1 kaşık limon suyu, doğranmış salatalık, limon kabuğu rendesi ve kıyılmış dereotu, diğer karışıma ilave edilir. Malzeme, balık şeklindeki kalıba dökülerek buzdolabında 6 saat dinlendirilir. Kalıp dolaptan çıkarıldıktan sonra, kalan salatalık kabukları balık pulu gibi süslenir ve servis yapılır.
İNCİR VE BALLI EKMEK TURTASI
Malzeme
• 2,5 su bardağı süt
• 1 adet bayat ekmek
• 8 adet kuru incir
• 4 adet yumurta
• 3 çorba kaşığı tereyağı
• 3 çorba kaşığı bal
Hazırlanışı
Ekmek bir kaseye ufalandıktan sonra süt ile ıslatılır. Yumuşaması için 20 dakika bekletilir. İncirler de suda bekletilerek yumuşatılır. Süzülmüş incirlerin her biri 5-6 dilim halinde kesilir. 4 yumurta çırpılarak önceden eritilmiş 2 kaşık tereyağı, bal ve sütlük ekmek ile birlikte mikserle karıştırılır. Daha sonra incir dilimleri bu karışıma eklenir. 18X20 cm ebadındaki bir fırın kalıbı yağlı kağıt ile döşenir ve kalan tereyağı ile yağlanır. Elde edilen karışım dökülür ve daha önceden 180 derece ısıtılmış fırında 1 saat pişirilir. Krem şanti veya kaymak eşliğinde servis yapılır.
ERİKLİ VE TARÇINLI EKMEK TURTASI
Malzeme
• 1,5 bayat ekmek
• 500 gram kuru siyah erik
• 1 su bardağı toz şeker
• 6 yumurta sarısı
• 3 yumurta akı
• 1 su bardağı tereyağı
• Yarım su bardağı elma sirkesi
• 1 çorba kaşığı tarçın
• Kalıbı unlamak için un ve sıvı yağ
• 1 çimdik tuz
Hazırlanışı
Erikler, yarım saat suda bekletilir. Yumuşayınca çekirdekleri çıkartılır. Yarım su bardağı toz şeker ve sirkenin yarısı ilave edilerek orta ateşte kaynatılır. Sonra ateş yükseltilir ve 5 dakika süreyle karıştırılarak pişirilir. Erikler yumuşayınca ateşten alınır ve soğumaya bırakılır. Bir ekmeğin üçte biri minik küpler halinde doğranır, geri kalan ekmekler 1 santim kalınlığında dilimlenir. 1 çorba kaşığı tereyağı ayrılır. Kalan tereyağına yumurta sarıları, küp şeklinde doğranmış ekmekler, tarçın ve şekerin geri kalanı ilave edilerek tahta kaşıkla karıştırılır. Bir çimdik tuz ile kar halinde çırpılmış yumurta akları hazırlanan karışıma azar azar ilave edilir. Kalıbın dilimleri ekmek dilimleriyle döşenir ve üzerine sirke sürülür. Karışımın üçte biri üzerlerine dökülür ve dilimler dizilir. Malzeme bitinceye kadar bu işlem sürdürülür. Son sıra, ekmekli karışımla tamamlanır. Hazırlanan malzeme 180 derece ısıtılmış fırında 40-45 dakika kadar pişirilir. Piştikten sonra üzerinde erik tatlısı gezdirilip 2 dakika sıcak fırında tutulur. Kalan tatlı ise, servis yapılırken soğuk kek dilimleri eşliğinde kullanılır.
ÜZÜMLÜ EKMEK TATLISI
Malzeme
• 1 büyük salkım kara üzüm
• 100 gram bayat ekmek
• 1 kahve fincanı un
• Yarım su bardağı toz şeker
• 3 adet yumurta
• 1,5 bardak süt
• 1 çorba kaşığı tereyağı
• 2 çorba kaşığı pudra şekeri
• 1 çimdik tuz
Hazırlanışı
Üzüm ayıklanıp yıkanır ve taneleri ortadan ikiye bölünerek çekirdekleri çıkartılır. Ekmek, küp şeklinde doğranarak üzümler ilave edilir. Hazırlanan bu karışım, eritilmiş bir kaşık tereyağı ile yağlanan kalıba dökülür. Elenmiş un bir kaseye konularak üzerine şeker, tuz, önceden çırpılmış yumurta ve süt ilave edilir. Bu karışım da tahta bir kaşıkla karıştırılır ve kalıba dökülür. Kalıp fırına verilerek 180 derece ısıtılmış fırında 40 dakika pişirilir. Fırından çıkarılıp ılımaya bırakılır ve üzerine pudra şekeri döküldükten sonra dilimlenerek servis yapılır.
KANSERLE SAVAŞAN YİYECEKLER
Günde 5 porsiyon meyve ve sebze kanser riskini azaltıyor.
Yapılan araştırmalara göre, bütün kanser türlerinin % 70′inin kötü diyetle bağlantılı olduğu, sağlıklı diyet ve beslenmeyle de kansere yakalanma oranının düşürülebileceği vurgulanıyor.
Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü’ne göre, günde 5 porsiyon sebze ve yemek yenmesi kanser riskini % 20′den daha fazla düşürüyor.
Ayrıca kansere karşı en koruyucu sebze ve meyveler; havuç, soğan, sarımsak, brokoli, yeşil yapraklılar, domates, narenciye ve baklagiller olarak sıralanıyor.
"Gelecekte kanserle savaş çabalarının ‘mucize haplar’ yerine diyetsel ayarlamalar etrafında döneceği" belirtiliyor.
Araştırmada, beslenmede kırmızı et ve hayvansal yağlarda bulunan doymuş yağlar ile katı margarin ve katı yağlar olarak bilinen trans yağların hücre zarlarına zarar verdiği, bu nedenle de hücreleri istilacılara karşı koruyamadıklarına işaret edilerek, beslenmede yağ oranının mutlaka düşürülmesinin önemine değiniliyor.
Kanser türleri ve buna karşı koruyucu yiyecekler de şöyle:
Mesane Sarımsak, yeşil yapraklı sebzeler, soya ürünleri, çay (yeşil ya da siyah), sarı-turuncu sebzeler, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri.
Göğüs: Yüzde 1 yağlı süt, elma, buğday kepeği, Brezilya fındığı, baklagiller ve fasulyeler, brokoli, Brüksel lahanası, küçük mantarlar, lahana, havuç ve havuç suyu, kiraz, vişne, yağlı balık (somon, ton), keten tohumu, keten tohumu yağı, sarımsak, kök lahana, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, kırmızı turp, soya ürünleri, ıspanak, tam tahıllar, sarı-turuncu sebzeler, yoğurt.
Kolon: Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç, karnabahar, sap kereviz, yağlı balıklar, sarımsak, üzüm ve üzüm suyu, kara lahana, baklagiller, kıvırcık, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, yulaf kepeği, tam tahıllar, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri.
Yemek borusu: Yeşil çay, domates, domates ürünleri. Karaciğer: Sarımsak, yeşil çay.
Akciğer: Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç ve diğer sarı turuncu sebzeler, karnabahar, acı biber, kara lahana, düşük yağlı süt ürünleri (kaymağı alınmış süt hariç), soğan, portakal, ıspanak, diğer yeşil yapraklı sebzeler, domates ve domates ürünleri.
Yumurtalık: Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, karnabahar, kara lahana ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, sarı-turuncu sebzeler.
Pankreas: Baklagil, çay, domates ve domates ürünleri.
Prostat: Brezilya fındığı, Brüksel lahanası, brokoli, lahana, kanola yağı, karnabahar, kara lahana, az yağlı süt ürünleri, zeytinyağı, fıstık yağı, soya ürünleri, domates ve domates ürünleri.
Mide: Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, bakla, sarımsak, yeşil çay, kara lahana, soğan, portakal ve diğer narenciye meyveleri, domates ve domates ürünleri, tam tahıllar.
Brokoli GerçeğiYaklaşık 30 yıldan beri yurt dışındaki ve yurt içindeki araştırmacı çalışmalarım; 11 yıldır üzerinde çalıştığım Brokoli gerçeğine beni bitkilerin şifalı gücüne inanmam ve Avrupada bu tür çalışmalara daha önem verilmesiyle başlamıştır. Tıpbın gücüne inanan ve bu gücün yeni buluşlarla güçlenip, insanlıga yeni hizmetlerle gelineceğini bilen bir düşünceyle Brokoli araştırmalarıma başladım. İyi huylu prostat büyümesi (BPH), prostatitis (prostat) ve kronik idrar yolları enfeksiyonu, bugün dünya insanlarının (1.350.000.000) büyük bir problemidir. Böylesine bir problemin kimyasal (ilaç) yöntemleriyle veya ameliyat yaklaşımıyla çözülemeyeceği inancında değilim.Bu yöntemlerin yetersiz veye etkisiz kaldığı durumlarda Brokoliyi mutfağımızdan sağlığımıza taşımayı amaçladım. Brokoli üzerine araştırmalarımı bazı televizyon kanallarında ve yazılı basında açıkladım. İnsanların bu konuya sahip çıkacağını ve pek çoğunun şifa bulacağını bilmekteyim. Görsel ve yazılı medya insanların hayatının bir parçası olmuştur. Ben 11 yıllık çalışmamı açıklarken bunun laboratuarlardan ve üniversitelerden insanlara ne kadar ulaşacağından endişeliyim. Bu düşüncelerime ve bilimsel görüşlerime sahip çıkan Almanya ve Amerika, Medikal Forumlarında Brokoli tedavisi üzerine Web sayfası açarak kendilerine yardımcı olmamı talep etmişlerdir. Bu taleplerini gerek bilim adına gerekse de insanlığa hizmet adına kabul ettim. Almanya Medikal ForumdaveAmerikada Prostatitis Foundation Forumda adıma WebSayfası açıldı. Dünyada, brokoliyi prostat tedavisinde ilk uygulayan bir bilim adamı olarak ülkem adına gurur duymaktayım. Brokoli memleketimize son bir kaç yıldan beri girmiş bir sebzedir. Roma imparatorluğu döneminde esas yetiştirildiği bölgelerden bir tanesi de Akdeniz sahilleri idi. Özellikle Amerika ve Avrupada ençok tüketilen sebzeler arasındadır. Amerikada brokoli tabletleri satılmaktadır. Ancak, bu tabletler Prostat şikayetlerine karşı etkin değildir. Bu tabletler, 3-4 günlük brokoli tohumlarının filizlerinden elde edilmektedir. Brokoli sebzesinden elde edilmemektedir.
Brokoli her insanın mutfağından sağlığına taşıyabilecegi ve hazırlanması en kolay bir sebzedir.
Brokoli içerdiği maddeler açısından insan sağlığı üzerinde çok faydalıdır. Vitamin değerleri açısından; A, E ve C vitaminlerini içermektedir. İçerdiği flavonoidler bakımından bağışıklık sistemimizi güçlendiren bir özelliğe sahiptir. Antibiyotik özelliğe sahip olan brokoli, bu yönüyle prostatitis’e (prostat enfeksiyonu) karşı çok etkindir. Hiç bir antibiyotik yoktur ki bağışıklık sistemimizi zayıflatmasın. İşte brokolinin önemi bu noktada ortaya çıkmaktadır; aynı zamanda hem bağışıklık sistemimizi güçlendirmekte hemde antibiyotik vazifesi görmektedir. Bir noktayı hemen belirtmekte büyük fayda görüyorum. Genel olarak antibiyotikler, insan hayatı için hayati önem taşıyan, vazgeçilmez ilaçlardır.Brokoli, meme, prostat, bağırsak ve idrar kesesi kanserlerine karşı güçlü bir koruyucudur. Amerikada özellikle bu kanser türlerine karşı brokolinin içerdiği bazı maddeler (sulforafen vs) zenginleştirilerek kanser tedavisindede başarı ile kullanılmaktadır.Brokoli içerdiği bazı indolve indol türevleri(bitkisel hormonlar) açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Bu sayede vücudumuzdaki hormon dengesini ayarlayıcı özelliğe sahiptir. Yine Amerikada bazı klinikler menopoz dönemindeki bayanlar için östrogen hormonunun düzenli çalışması için brokolideki bitkisel hormonlardan yararlanmaktadırlar. Brokolinin kendine özgü olan selülozik yapısı (lifli yapı) bağırsaklarda oluşan toksinlerin uzaklaştırılmasında (toksin atıcı) ve alınmış olan ağır metallerin emilmesinde büyük rol oynamaktadır. Brokolinin bu lifli yapısı dışkının düzenli bir şekilde dışarı atılmasını sağlar. Kabızlığı önleyicidir.ugün dünyada üzerinde en çok araştırma yapılan sebzelerde; beyaz lahana, turp, domates, brokoli ve havuç en ön sırayı almaktadır. Brokolinin Gücü
Brokoli, prostatitis, iyi huylu prostat büyümesi (BPH) ve idrar yolları enfeksiyonuna karşı önleyici ve tedavi edici güce sahiptir. Brokolinin şifalı gücünden istifade edebilmek için mutlaka kullanma şekline uymak zorundayız. Kullanma şekli bir KÜR olarak yapılmalıdır. Aksi taktirde haftada bir kaç defa tüketmenin sadece besin değerleri açısından faydası vardır. Sebze olarak Brokoli; A, C, E ve Karotin vitaminleri bakımından oldukça zengindir. Brokoli, klinik deneylerle(Almanca,İngilizce ) kanıtlanmış özellikle prostat ve meme kanserine karşı etkin 5 farklı koruyucu madde içermektedir. Bunlardan en güçlü olanı sulforafen dir. Prostat rahatsızlıklarının kansere dönüşmesinde brokoli güçlü bir önleyicidir. Bu görevini içerdiği myrosinaz enzimi yardımıyla sağlamaktadır. Brokoli indol bakımından oldukça zengindir. İndoller bitkisel hormonlardır. Brokolide bulunan bazı indollerin özelliği, hormon dengesini sağlamaktır. Meme kanserinin oluşumunda hormon dengesizliğinin rol oynadığı gerçeği klinik deneylerle kanıtlanmıştır. Brokoli bağışıklık sistemimizi güçlendiren 5 tane etkin madde içermektedir. Brokoli bununla da kalmayıp aynı zamanda antioksidan dır. Yani hücre zarlarına (membran) ve hücre DNA sına zarar veren serbest radikalleri nötralize (zararsız hale getirmek) etmektedir. Hücre DNA sını bozabilen serbest radikaller bu özelliklerinden dolayı kanserojendirler. Brokoliye antioksidan olma özelliğini kazandıran quercetin ve kaempherol maddelerini içermesidir. Quercetin, Prostatitis tedavisinde kullanılan ve bitkilerden elde edilen bir maddedir. Brokoli lifli bir yapıya sahip olduğundan, bağırsaklardaki ağır metalleri, safra asidi fazlasını sünger gibi emerek oldukça hızlı bir biçimde dışarıya atılmasını sağlar. Brokoli, bu özelliğinden dolayı hem toksin atıcı hemde bağırsak sistemini düzenleyicidir.
Çimlenmiş Brokoli Tohumları:Çimlendirilmiş Brokoli tohumları sebze olarak kullanılan Brokoliye göre ; ortalama 50 kat daha fazla sulforafen içerirler ve Sulforafen Phase II enzimlerini aktive ederek kansere, mutasyona ve serbest radikallere karşı harekete geçirirler. Amerikada, çimlendirilmiş Brokoli filizlerinden (broccoli sprouts) tabletler yapılmakta ve satılmaktadır. Prostatitis (Prostat Enfeksiyonu)
Prostat enfeksiyonunun iki şekli olduğu tıp otoriteleri tarafından savunulmaktadır. Bunlardan birincisi bakteriyel Prostatitis (bakteriyel prostat enfeksiyonu), ikincisi ise non-bakteriyel prostatitis (bakteriyel olmayan prostat enfeksiyonu) dur. 1998 yılında bir grup Amerikalı ve Kanadalı bilim adamı, 1 Aralık 1998 tarihinde Journal of infectious Urology dergisinde yayınladıkları makale de bakteriyel olmayan prostat enfeksiyonunun gerçekte bakteriyel prostat enfeksiyonu olduğunu kanıtlamışlardır. Bakteriyel-Biyofilm teorisi ile açıkladıkları bu prostat enfeksiyonunu tedavi etmek daha da zor görünmektedir. Genel olarak prostat enfeksiyonunu Antibiyotiklerle tedavi etmek çoğu zaman mümkün olamamaktadır. Bunun nedeni de antibiyotiklerin, prostatın içine kadar girememesidir. Genel olarak bir enfeksiyonun başarı ile tedavi edilebilmesi için bağışıklık sistemininin de güçlü olması veya güçlendirilmesi gerekmektedir. Prostatis de Brokolinin Fonksiyonu
Brokoli aynı anda iki özellik birden göstermektedir. Birincisi bağışıklık sistemini güçlendirmesi, ikincisi ise antibiyotik (anti-inflammatory effects of antibiotics) özelliğe sahip olmasıdır. Güçlü bir bağışıklık sistemi enfeksiyonlara karşı daha güçlü demektir. Halbuki antibiyotikler bağışıklık sistemimizi zayıflatırlar. Bu nedenle antibiyotik kullananlar beraberinde çoğu kez vitamin alarak veya sağlıklı ve dengeli beslenerek bağışıklık sistemilerini güçlendirmeye çalışırlar. Ancak, alınan antibiyotiklerin çoğu bağırsak florasını etkilediklerinden, vitaminlerin, kofaktörlerin, minerallerin ve besinlerden gelen bazı etkin maddelerin emilmesine engel olabilmektedirler. Brokoli giriş kısmında bahsedildiği gibi bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve içerdiği pseudoantibiyotik özellikli etkin maddelerle prostatitis’ e karşı etkin rol oynamaktadır. İyi huylu Prostat büyümesi (Benigne ProstateHyperPlasie) = BPH
Genel olarak prostat, 40-50 yaşları arasındaki erkeklerin % 43 ‘ünde görülmekte, 50 yaş ve yukarısında %60 lara kadar çıkmaktadır. Dünya sağlık teşkilatının verilerine göre 185.000.000 erkek bu rahatsızlıktan şikayet etmektedir. Prostat büyümesin sebebi olarak bir çok teori öne sürülmektedir. Bunlardan en önemli iki tanesi beslenme ve hormonal düzenle ilgilidir. Beslenme her ne kadar önemli bir sav ise de, Testosteron hormonunun bu rahatsızlığa neden olduğu teorisi ağırlık kazanmaktadır. Erkeklerin testislerinde (haya) oluşan Testosteron hormonu (TH), belirli yaşlardan sonra prostat bezine (kestanecik) ulaşamamaktadır. Prostatı bezinin salgılama görevini yapabilmesi için TH ‘na ihtiyacı vardır. TH ‘nun prostat bezine ulaşamaması sonucunda prostat bezi büyümeye başlamaktadır. Bu büyüme sonucunda prostat bezi idrar kanallarına baskı oluşturarak belirli şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunlarsık sık idrara çıkma (geceleri dahil)
idrarını tutamama, idrar yaparken zorlanma
idrar yaparken çatallanma
idrar yaparken yanma
idrar torbasını tamamen boşaltamama (miksiyon)
idrar yaptıktan sonra damlama
gibi şikayetlerdir. Bu şikayetler doğrultusunda idrar kesesi her defasında tam boşalamadığından bakteriyel enfeksiyonlara da neden olabilmektedir. Bunun sonucunda da idrar yolları enfeksiyonunları bu rahatsızlığa paralel olarak gelişmektedir. Prostat büyümesinin neden olduğu olumsuz etkilerden bir tanesi de erkekte cinsel isteksizliğe ve iktidarsızlığa neden olmasıdır. Cinsel isteksizlik,Prostatitis hastalarında da ortak bir olgudur. BPH de Brokolinin Fonksiyonu
Brokoli, içerdiği bazı indol derivatları ve mediyatörler vasıtasıyla biyosentez mekanizmasını harekete geçirerek Testosteron Hormonunun Prostata ulaşmasını sağlamaktadır. Böylece Prostat normal salgılama fonksiyonlarını yavaş yavaş yerine getirmeye başlamaktadır. 21 günlük Brokoli Kürü neticesinde BPH (İyi huylu prostat) hastaları daha 2-3 gün içerisinde idrara bağlı şikayetlerinin nasıl azaldığını görebilmektedirler. Brokoli Kürünü yapan erkeklerin hemen hemen hepsi cinsel isteksizliklerinin önemli ölçüde ortadan kalktığını söylemektedirler. Tabiki hastalığın seyrine göre 21 günlük başlangıç kürü yeterli olmayabilir. Uzun yıllardır iyi huylu prostat büyümesi rahatsızlığı olanlar ( 6-7 yıl) bir kaç ay sonra şikayetlerinin tekrar başladığını göreceklerdir. Bu durumda sadece bir haftalık Brokoli Kürü nün uygulanması yeterli olabilmektedir. Kısaca her BPH hastası kendisini bilir. İyi huylu Prostat büyümesine yeni yakalanmış olanlar 21 günlük Brokoli Kürü ile enaz 10 – 11 ay rahat edebilmektedirler. Daha sonra bir haftalık kür ile tekrar uzun zaman rahat edebilmektedirler.
Prostatitis ve BPH hastalarının, kür boyunca kesinlikle acı biber, alkol ve kahve tüketmemeye (nescafe ve türk kahvesi) ve de hayvansal yağlardan uzak durmaya özen göstermeleri gerekmektedir. Beslenmede BPH ya neden olan etkenlerin başında hayvansal yağlar gelmektedir. BPH hastalarının genelde gün boyu bol su tüketmeleri hekimlerin önerileri arasındadır. Brokolinin Kullanılış Şekli
Bu yardımcı tedavi şekline başlamadan önce mutlaka bir hekime gittiğinizi kabul ediyoruz. Kesinlikle bir hekime gitmeden prostat şikayetlerine iyi geliyormuş düşüncesiyle hareket ederek, brokoli kür tedavisini uygulamayınız. Mutlaka hekime gidiniz ve teşhisinizi koydurunuz. Eğer konulan teşhis; Prostatitis veya BPH ( iyi huylu Prostat büyümesi) veya idrar yolları enfeksiyonu ise bu taktirde brokoli kür tedavisini çekinmeden bir yardımcı tedavi olarak uygulayabilirsiniz.Brokoli’nin yan tesiri yoktur ve ilaçlarlada etkileşmesi söz konusu değildir. Ancak brokoliye karşı alerjisi olanların bu tedaviyi uygulamamaları gerekir. Genel bir kural olmamakla beraber, süte karşı alerjisi olanların % 25 oranındada brokoliye karşıda alerjileri olduğu gözlenmiştir. Hekiminizin size verdiği ilaçları alarak, Brokoli tedavisini de bir yardımcı ve önleyici tedavi olarak uygulayabilirsiniz.
En az 250 gram Brokoliyi 1 litre suda su kaynadıktan sonra ağzı kapalı olarak hafif ateşte 5-6 dakika pişiriniz. Suyunu ılttıktan veya soğuttuktan sonra, yarısını sabah diğer yarısını da akşam yemeğinden 20 dakika önce aç karına içiniz. Brokoli suyunu çtikten sonra 20 dakika su hariç hiç bir şey yemeyiniz ve içmeyiniz. Pişirdiğiniz brokoliyi de öğleyin yemeğinizin yanında salata olarak yeyiniz. Bu işlem 21 defa uygulanacak ve Brokoli suyu hergün taze olarak hazırlanacaktır. Yani bu küre 21 gün devam edilecektir. Brokoliyi pazarlarda, manavlarda ve bazı süpermarketlerde taze veya dondurulmuş olarak bulabilirsiniz. Brokoliyi alırken taze ve sararmamış olduğuna dikkat ediniz. Eğer Brokoloyi fazla miktarda aldıysanız, 250 gramlık porsiyonlar halinde yıkamadan mutlaka buzdolabınızın buzluk kısmında saklayınız. Günlük ihtiyacınızı hergün buzluktan alıp, yıkayıp hazırlayınız.
Hazırlanması ve Kullanılması :
Bitkinin hem odunsu saplarını hem de çiçekli bölümlerini kullanabilirsiniz. En az 250 gr, en fazla 500 gr brokoli 1 litre suyla agzı kapalı bir kapta 5 dakika kaynatılır. Süzülüp bir başka kaba alınan brokoli suyunun yarısı sabahları aç karnına diger yarısı da aksamları yine aç karnına içilmelidir (ılık veya soguk). Hazırlanan 1 lt su aynı gün tüketlimeli ve ertesi gün için yenisi hazırlanmalıdır.Brokoli suyu içildikten sonraki 20 dakika boyunca su hariç hiç bir sey yenilip içilmemelidir. Aynı zamanda ögle yemeklerinde de haşlanmış brokoli yenmesinin bir çok avantajları vardır. Bu uygulama 1 hafta boyunca her gün yapılmıs olacaktır. Her 7 günden (1 Hafta) sonra 3 günlük bir ara verilmelidir. Bu işleme 21 gün (3 hafta) devam edilmelidir (3 ‘er günlük aralar hariç) NOT: 1 lt su için 250 gr’dan fazla kullanılan brokolinin etkisi artar fakat 500 gr’dan fazlası da gerekmez.1-2 yıllık prostat hastaları için 21 günlük brokoli kürü yeterlidir. 21 günlük brokoli kürünü tamamlayan hastalar belki 5-6 ay sonra tekrar bir rahatsızlık hissedebilirler. Böyle bir durumda sadece 10 günlük bir brokoli kürü yeterli olacaktır.
Uzun bir süreden beri prostat rahatsızlıgı olan hastalar (4 yıldan fazla) için 21 günlük brokoli kürü rahatsızlıklarını geçici bir süre gidermek için yardımcı olacaktır. Bu durumdaki hastalar 45 gün brokoli kürü uygulamalıdırlar.(Yine aynı şekilde her 7 günden sonra 3 gün ara vererek)
Brokoli Kürü Esnasında Dikkat Edilmesi Gerken Hususlar:
Brokoli kürü (tedavisi) boyunca, baharat ve baharatlı yiyecekler kesinlikle yasaktır ve her çesit kahve ile hayvansal yaglardan da kaçınılması gerekir.
Brokoli Tedavisi Esnasında ve Sonrasında Beklenen Sonuçlar:Sertleşme problemlerinin düzelmesi (Erectile dysfunctions)
İdrar yapma zorluklarında düzelme
Meni miktarının artması
Kısırlığın giderilmesi
Yaşam kalitesinin normallestirilmesi
Urogenital sistemden (Böbrek, prostat, mesane vs.) patojen mikropların temizlenmesi
PSA ‘nın düşürülmesine katkı (Prostate Specific Antigen)
Genito-Urinary sistemdeki spazm ve kramplar için fayda
Brokoli, kür esnasında eş zamanlı olarak aşağıdaki faydaları da sağlar:Kolesterol seviyesinin düşürülmesi
Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi
Kan basıncının ayarlanması
Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi
Kaynatılmış Brokoli Kullanmamızın Sebebi Nedir?
Taze veya kaynatılmamış brokoli,harekete geçirilmemesi gereken (aktif halegelmemesi gereken) bazı enzimler içerir. Bu enzimleri etkisiz hale getirmenin en basit yolu, brokoliyi 5 dakika su içinde kaynatmaktır. 5 dakikalık bir kaynatma sonucunda bu enzimler etkisiz hale geleceklerdir. Eğer bu enzimler etkisiz hale getirilmezlerse brokoli, BPH (Iyi huylu prostat büyümesi), prostat ve genel olarak idrar yolları enfeksiyonlarından müzdarip olanlara başarılı bir sekilde tedavi yapmayacaktır. Brokoli çok önemli bilesikler içerir. Bu bilesikler sadece sözkonusu enzimler etkisiz hale getirildikleri zaman, prostat, BPH ve idrar yolları enfeksiyonu hastalarını tedavi edebilirler. Eger bu yapılmazsa brokolinin içerdigi enzimler, brokolinin bu hastalar üzerindeki etkisini azaltıcı farklı reaksiyonlara başlarlar.
Sık Sorulan Sorular:
Soru 1:21 günlük kür süresine 3 günlük dinlenme süresi dahil mi? Hayvansal yaglardan kaçınılmasını öneriyorsunuz, bu hiç balık, tavuk, et ve hatta peynir yenmemesi anlamına mı geliyor? Neler yiyebilecegimize örnekler verir misiniz?
Cevap 1:21 günlük tedavi süresi 3 günlük dinlenme süresini kapsamamaktadır. Izgara ile pisirilmis tavuk ve balık yiyebilirsiniz fakat tereyagı, iç yagı ve bunlarla pisirilmis yiyecekleri yememelisiniz. Düsük yaglı diyet peynirleri de yiyebilirsiniz. Baharat ve baharatlı yemeklerden ve her ne çesit olursa olsun kahveden (kafeinsiz olsa bile) uzak durmalısınız. Bitkisel sıvı yagları tercih etmeli ve margarin kullanmamalısınız.
Soru 2: Brokoliyi günde 1 kez mi yoksa 2 kez mi kaynatıyoruz? 1 lt için günlük brokoli miktarı ne kadardır ?
Cevap2:Sadece 1 kez kaynatıyorsunuz. Sabahleyin 250 gr la 500 gr arası brokoliyi 1 lt suyla agzı kapalı bir tencerede kaynatıyorsunuz. Yarısını sabahleyin aç karnına diger yarısını da aksam yemeginden önce içiyorsunuz. Brokoli suyunu içtikten sonra 20 dakika boyunca su hariç hiç bir sey yemiyor ve içmiyorsunuz. 20 dakika sonra kahvaltınızı veya aksam yemeginizi yiyebilirsiniz. Brokoliyi 5 dakikadan fazla kaynatmamalısınız.
Soru 3: Kaynatacagımız brokoli odunsu saplardan mı yoksa bitkinin çiçekli bölümlerinden mi olusuyor ?
Cevap 4: 250-500 gr ‘lık günlük kür için bitkinin her iki bölümünü de kullanabilirsiniz :
Soru 4: Brokolidenkaçınıyorum, çünkü doktorum onun prostatımı azdıracak bazı kristalizasyonlara sebep olabildigini söyledi. Doğru mu ?
Cevap 4: Tam tersine, brokoli tedavisi kristalizasyonu önlüyor. Brokoli tedavisi (kürü) kristalizasyona sebep olamaz. Brokoli kürünü binlerce hasta üzerinde test ettik. Bu kürü uygulayan hastalardan bazıları da özellikle prostat taşlarını yok etmek ve mesanedeki kristalleşmeyi gidermek amacıyla kullananlardı.
Soru 5: Diger seyleri de yememize izin veriliyor mu ? Yoksa 7 gün boyunca sadece brokoli yiyip brokoli suyu mu içecegiz ?
Cevap 6: Elbette normal olarak diger seyleri de yemenize izin veriliyor. Fakat kahve vs. gibi kısıtlamalar var.
Tuzun Taşıdığı Tehlikeler Tuzun Taşıdığı Tehlikeler
Besinlerin pek çoğunun içinde bulunan ve tuzun ana maddesi olan sodyum, vücutta sıvı dengesinin sağlanması ve kan basıncının düzenlenmesinde rol oynayan önemli bir mineraldir. Ancak fazla tuz tüketimi bazı hastalıklar için büyük risk faktörü oluşturur.
Tuzun Vücuda Verdiği Zararlar
Yüksek tansiyona ve buna bağlı olarak kalp ve damar hastalıklarına yol açar. Yüksek tansiyon (Hipertansiyon) oluşumunda, tuzun çok büyük önemi vardır. Bazı insanlarda, böbreğin tuz (NaCl) atma kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla tuz alınması, hipertansiyonun ortaya çıkmasına veya hipertansiyonun tedavisinde başarısızlığa yol açabilir.
Hipertansiyon, kan damarlarında basıncın artması durumudur. Tüm organ ve dokularda damar olduğu için hipertansiyon tüm vücudu etkileyebilir. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar; kalp, beyin, böbrekler, büyük atardamarlar ve gözlerdir. Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir. Kuşkusuz hipertansiyonu tetikleyen tuzun yüksek oranda tüketiminin bu anlamda ölümlere neden olduğu oldukça açıktır. Nitekim yüksek tansiyonun sebep olduğu ölümler, sadece İngiltere’de yılda 170 bin kişi kadardır.
Kemikler üzerindeki olumsuz etkisi: Aşırı tuz tüketimi, idrarda kalsiyum atılımını artırır. Bu ise kemiklerde kalsiyum kaybına neden olur. Kalsiyum kaybının artışı ise kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır.
Diyet yapan kişilerin tuz tüketimine dikkat etmesi gereklidir.Çünkü fazla tuz, vücutta su tutulmasına yol açar ve bu durum kişide şişkinlik hissine neden olabilir. Ayrıca tuzun iştah açıcı bir özelliği olduğundan, özellikle diyet döneminde yüksek miktarda tüketilmemelidir.
Hamilelerde sağlık sorunları yaratabilir.
Fazla tuz tüketiminin bazı hamilelerde vücutta su toplanması yani ödemle birlikte yüksek tansiyona neden olduğu saptanmıştır. Hafif vakalarda bebek ya etkilenmez veya hafif düzeyde gelişme duraklaması gösterir. Fakat gelişmedeki duraklama 8 aydan sonra daha belirgin hale gelir. Hafif vakalarda genelde vaktinde doğum gerçekleşir. Ağır vakalarda ise 6 aydan sonra gelişme yavaşlar ve bebeğin sağlığı bozulduğundan erken doğum olur.
Tuzu Azaltmak İçin Neler Yapılmalıdır?
Hekimlerin büyük çoğunluğu, yemeğin tuzsuz yapılıp, sofrada tuz eklemenin daha az tuz almaya yardım edeceği kanısındadır. Özellikle sıcak yenen tahıllarda (pilav, makarna…) bu çok işe yarayabilir.
Yemeklerin daha az tuzla yapılması ve sofrada yemeklere tuz eklemekten kaçınılması da ikinci bir yöntem olarak tavsiye edilmektedir.
Satın alınan ürünlerin etiketleri mutlaka okunmalı, sodyumu (tuzu) azaltılmış veya tuzsuz ürünler tercih edilmelidir.
Tuzluğun deliğinin küçük olması da yardımcı olabilir.
Yemeklerin lezzetini artırmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğen gibi bitkilerle, baharatlar, limon, sirke, yoğurt kullanılabilir.
Tuzlanarak hazırlanan salam, jambon gibi besinler, konserveler, hazır çorbalar, hazır karışımlar, salamuralar (turşu, zeytin vb), hardal, ketçap, konserveler ve hazır sosların tuz içeriği çok fazladır. Bu besinlerden olabildiğince uzak durulmalıdır.
Bol su içilmeli, şişe ve maden sularının sodyum içeriği etiketinden kontrol edilmelidir.
Sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır.
Et olarak konserve ve tütsülenmiş (füme) ürün tüketiminden kaçınılmalıdır.
Daima taze ve az tuzlu veya tuzsuz besinler tercih edilmelidir.
Ne Kadar Tuz Almalıyız?
Sağlıklı yaşam kurallarından biri de günlük sodyum ihtiyacını karşılayacak şekilde tuz tüketmektir. Günlük sodyum ihtiyacı 2400 miligramdır. Bu miktar günlük 5 gram civarında tuzla karşılanabilir. Besinlerin içinde bulunan doğal tuz (sodyum) bireylerin günlük ihtiyacını karşılar.
Sofra tuzları iyotla zenginleştirilmiştir. Çok az miktarda (1/4 çay kaşığı) iyotlu tuz, günlük iyot gereksinimini karşılamak için yeterlidir. İyot çabuk kayba uğradığından iyotlu tuzlar ışık geçirmeyen kapalı kaplarda saklanmalıdır.
Dikkat !
Tuz alımı sadece bedensel çalışma sırasında, aşırı sıcak havalarda ya da fazla egzersiz yapıldığında terleme ile sodyum kaybı olduğundan, su ile birlikte bir miktar artırılmalıdır.