Archive for Mayıs, 2008
Kalp için en iyi vitamin hangisidir? Yeteri kadar balık yiyemiyorsanız, balık yağı içmenizde fayda var. Bir anda çocukluk yıllarımdaki kahvaltıları hatırladım. Homosistin damar sertliğini artıran bir amino asittir. Basit bir kan testi ile vücuttaki seviyesine bakılabilir. Eğer yüksek ise, folik asit (bir çeşit B vitamini) almak gerekir. Bu vitamin kalp hastalıklarını engellediği ispat edilmiş tek vitamindir. Sarmısağın tansiyonu ve kolesterolü düşürücü etkileri var. Kanama riski yüksek olmayan hastalarda günde 81 mg Aspirin almak, kalp hastalıkları, felç ve bağırsak kanseri riskini azaltır. Keten tohumu diğer bir doğa harikası. Salatalara eklenebilir. İçindeki yüksek omega-3 sayesinde kalp hastalıklarından koruyucu etkisi vardır.
Sizce doğal otları sağlık için kullanmak yararlı mıdır? Ben burada bilimsel çalışmalara dayanan madde ve besinleri önerdim. Beslenme, vitaminler ve şifalı otlar spekülasyonun yaygın olarak uygulandığı bir alan. Bunun en önemli nedeni, büyük bir ekonomik pazar olması. Unutulmaması gereken nokta şu ki, doğal maddeler de büyük sağlık problemlerine neden olabilir.
Eğer saçlarınız profesyonel yardım görmesi gerekiyormuş gibi kötü bir durumda ise, 2 eksiğiniz var demektir. Biri protein, diğeri de yağ asitleri. Bunların ikisi de yetersizse; saçınız sağlıksız, kuru ve zayıf görünür. Bunun için beslenme düzeniniz içinde kırmızı ete biraz ağırlık verin. 80 gr hindi eti yediğinizde 19 gr protein almış olursunuz ki, bu da günlük protein ihtiyacınızın neredeyse 3′te 1′i kadardır. Bununla birlikte, gerekli yağları da almış olursunuz. Protein ihtiyacınızın kalan kısmına da fasulye ve bakliyat gibi bitki protein kaynaklarından sağlayabilirsiniz. Ayrıcap haftada mutlaka en az 1 defa ton balığı, soman ya da herhangi başka bir yağlı balık tüketmeye de özen gösterin. Bu yağ asitleri saçlarınızı güçlendirecektir.
ANKARA – Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Arıoğlu, zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel yağların üreticilerinin sorunlarının belirlenmesi ve çözümlerin tespiti amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna yaptığı sunumda, bitkisel yağın insan organizması için gerekli olduğunu, bu nedenle de beslenme zinciri içerisinde mutlaka yer alması gerektiğini ifade etti.
1 gram proteinin sağladığı enerji miktarının 4 kalori, 1 gram karbonhidratın sağladığı enerji miktarının 4.5 kalori olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Halis Arıoğlu, “1 gram yağın vücutta yakılması sonucu ise ortaya 9.3 kalorilik enerji çıkmaktadır” dedi.
Arıoğlu, bir insanın günlük faaliyetlerini yerine getirilebilmesi için 2800-3000 kaloriye gereksinim duyduğunu ve bunun yüzde 35’inin (850-900 kalori) yağlardan alınması gerektiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
“1 gram yağın 9.3 kalorilik enerji verdiği gözönüne alındığında, bir insanın günde 95 gram yağ alması gerekiyor. Normal beslenme kurallarına göre, insanlar gereksinim duydukları toplam yağın 3’te 1’ini sıvı olarak yemeklerle, 3’te 1’ini katı yağ olarak kahvaltılarda ve 3’te 1’ini de peynir, süt, fındık gibi besinlerle almalıdır. Yapılan hesaplamalara göre yemeklerle ve kahvaltılarla alınması gereken toplam yağ miktarı günlük 63 gramdır. Bu ise yılda kişi başına 23 kilogram yağ demektir. Bu miktar ülkemizde 2007’de 19.8 kilogram olarak gerçekleşmiştir. (17.2 kilogram bitkisel, 2.6 kilogramı hayvansal yağ olmak üzere). Yıllık kişi başına tüketilen yağ miktarı Sudan’da 8.6 kilogram, Çin’de 9.6 kilogram, Hollanda’da 23.3 kilogram, ABD’de 29.6 kilogram, Almanya’da 33.6 kilogramdır.
25 yaşında ve 65 kilogram ağırlığındaki bir insanın (erkek) vücut ağırlığının yüzde 14’ü yağdır. Bu yağ, deri altında, iç organlarda ve doku aralarında, yağ dokusu halinde veya lipit formları halinde bulunmaktadır. Yağlar hidrofobik özellikleri nedeniyle besinlerde saf olarak bulunur. Bu nedenle de enerjiye dönüşümleri kolay olmaktadır.”
YAĞIN İNSAN SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMİ
Prof. Dr. Arıoğlu, kimyasal yapı bakımından yağların doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar olmak üzere 3 grupta toplandığını söyledi.
Yağlarda bulunan doymamış yağ asitlerinin, doymuş yağ asitlerine oranının (P/S) önemli bir kalite faktörü olduğuna işaret eden Arıoğlu, “Bu oran ne kadar yüksek olursa, yağların insan sağlığı açısından önemi de o kadar fazla olmaktadır” dedi.
Halis Arıoğlu, doymuş yağ asitleri yüksek olan yağların insan sağlığı açısından tehlike oluşturduğuna işaret ederek, özellikle hayvansal kökenli yağların doymuş yağ asitleri bakımından zengin olduğunu, bu nedenle insanların ihtiyaç duydukları yağın en az yüzde 30’unun bitkisel kökenli yağlardan karşılanması gerektiğini kaydetti.
NEW YORK – ABD’nin Boston kentindeki Harvard Halk Sağlığı Okulu doktorlarından Davaasambuu Ganmaa, kadınlar üzerinde 22 yıl süren araştırmada, kafeinli veya kafeinsiz kahve ve çay tüketimiyle meme kanseri arasında bağlantı olmadığı sonucuna ulaştıklarını söyledi.
Davaasambuu Ganmaa, aşırıya kaçılmadığı taktirde çay ve kahve tüketiminin herhangi bir zararı olmayacağını kaydetti.
Araştırmaya yaşları 30 ile 55 arasında değişen 85 bin 987 kadının dahil edildiği belirtildi.
CHICAGO – ABD’nin Louisiana Üniversitesi’nden Christopher Kevil ve ekibi, fareler üzerinde yaptığı araştırmada, gıda maddelerinde koruyucu, renk ve lezzet verici olarak kullanılan sodyum nitritin yeni damarların oluşumunu sağlayabildiğini gördü.
Araştırmacılar, sodyum nitrit enjekte edilen bir grup farede, yeni damarların, kalbin oksijen ihtiyacını karşılamak için, kan akışının hızlanması yeterince oksijen sağlamaya yetmediğinde meydana gelen oksijenden yoksun iskemik dokuyu 3-7 günde “sulandırdığını” belirtti. Sodyum nitrit verilmeyen farelerdeyse dokuya kan gitmesinin 28 günde mümkün olduğu görüldü.
Kevil, “sodyum nitritin yeni kan damarlarının artmasını sağlayan şimdiye dek bulunan en etkili etkenlerden biri olduğunu” söyledi.
Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nin dergisinde yayımlanan araştırma, vücudun ürettiği nitrit oksitin yeni kan damarlarının oluşumuna yardımcı olabileceğini ve normal kan akışını sağlayabileceğini gösterse de bazı durumlarda kan basıncının düşmesine veya başka yan etkilere yok açabileceğini ortaya koydu.
Kalp, damar veya şeker hastalıklarının klasik sonuçlarından biri olan iskemi, dokuları ve diğer temel yaşam unsurlarını oksijensiz bırakarak kol ve bacaklarda kan akışının durmasına veya azalmasına neden oluyor. Kramptan, uzvun kesilmesine kadar giden sonuçlar doğurabiliyor. Zarar gören hücrelere yeniden kan gelmesi ve dokuların yeniden canlandırılmasına yönelik çok az tedavi bulunuyor.
ANKARA – Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recep Akdur, güneşten gelen ışınların bir kısmının, özellikle de mor ötesi (ultraviole-UV) ve kırmızı ötesi (infrared-IR) ışınlarının insan sağlığı için zararlı olduğunu söyledi.
Uzun süre güneşte kalınmaması gerektiğini bildiren Prof. Dr. Recep Akdur, “Güneş, başta göz ve cilt olmak üzere bir takım organlara zarar verir. Son yıllarda ozon tabakasının incelmesi nedeniyle güneşten gelen zararlı ışınların miktarı daha da artmıştır. Bu nedenle, özellikle yaz aylarında güneş gözlüğü takmadan güneşe çıkılmamalı ve plaja gidilmemelidir. Bu konuda çocuklara daha büyük özen gösterilmelidir” uyarısında bulundu.
Güneşin zararlı ışınlarının gözdeki korneayı kurutmasının, kaşıntı, batma, yanma ve kanlanma gibi şikayet ve hasarlara neden olduğuna işaret eden Prof. Dr. Akdur, bu kuruluk nedeniyle gözde enfeksiyonların (konjonktivit) oluştuğunu belirtti. Akdur, şunlara işaret etti:
“Güneşe maruziyet aşırı ve uzun süre olursa gözün saydam tabakası kalınlaşır ve göz merceğinin içindeki proteinlerde bozulma nedeniyle katarakt gelişir. Daha da kötüsü gözün retina tabakasında hasar meydana gelir ve tüm bu nedenlerle kişinin görmesi bozulur. Bunlar geri dönüşü olmayan kalıcı hasarlardır. Bu hasarların daha da ilerlemesi halinde görmede azalma ve hatta körlük oluşabilir.”
ANKARA – ODTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim görevlisi Dr. Uğur Göğüş’ün, son yıllarda dünya genelinde görülme sıklığı artan çeşitli kanser türlerinden korunma ve tedavi sürecinde tüketilmesi faydalı olan besinlerle ilgili “Kansere Karşı Gıda Rehberi” isimli kitabı çıktı.
Dr. Uğur Göğüş, Pehlivan Yayınlarından piyasaya sürülen kitabında, kansere doğrudan etkisi olan gıdalar, beslenme türünün kanserle ilişkisi, seçilecek gıdaların tüketilmesi ile kanserden korunma yolları ve tedavi sürecinde hangi yiyeceklerin tüketilmesi gerektiği gibi birçok konuya açıklık getiriyor.
Araştırmalara göre, kanser vakalarının yüzde 65’inin doğrudan alınan gıdalarla ve beslenme tipine bağlı geliştiğini belirten Göğüş, bunlarla birlikte sigara ve alkol tüketimi ile hareketsiz yaşam biçiminin benimsenmesinin bu oranı yüzde 85’e çıkardığını bildirdi.
Kanserden korunmada ve zararlı oksidanların dışarı atılması için antioksidan tabletlerin kullanılması ya da bundan zengin asidik ve narenciye meyvelerin tüketilmesini öneren Göğüş, antioksidan kullanılırken B ve C vitaminlerinin tercih edilmesini, karaciğer ve böbrekte yağlanmaya neden olduğu için A ve E vitaminlerinden uzak durulmasını öneriyor.
KANSERE YAKALANMADAKİ RİSK FAKTÖRLERİ
Göğüş, hareketsiz yaşam biçimi, sigara ve alkol tüketimi, yağlı kırmızı et ve et ürünleri, yağlı kanatlı et ve et ürünlerinin yenilmesi, fazla yağlı gıda tüketimi, unlu mamullerin alınması, yemeklerde fazla tuz kullanılması, sebze, meyve, baklagil, su ve tam buğday gıdalarının tüketimine önem verilmemesinin kansere yakalanma riskini artırdığını belirtti.
Kansere karşı mücadelede bağışıklık sisteminin kuvvetli olmasının en önemli silah olduğuna dikkati çeken Göğüş, bağışıklık sisteminin güçlenmesi için bol antioksidan alınması gerektiğini vurguladı.
SOYA PROTEİNLERİ VE LİFLİ GIDALARIN KANSERE ETKİSİ
Göğüş’ün, kitabında yer verdiği bilgilere göre, soya fasulyesi ve soyalı ürünlerde bulunan soya proteinler, hayvansal proteinlerin kalitesine yakın bitkisel protein grubunu oluşturuyor ve içindeki “daidzein” ve “genistein” maddeleri özellikle prostat ve göğüs kanseri riskini azaltıyor, kontrol altına alıyor.
Brokoli, karnabahar, beyaz lahana gibi iç içe yapraklı, dallı ve köklü sebzeler de içindeki “isotiyonat” adlı maddenin etkisiyle kanser oluşumunu engelliyor. Bu madde, en çok brokolide bulunuyor.
ÇANAKKALE – Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, balık ve diğer deniz ürünlerinin, insanlık tarihi boyunca başlıca besin kaynaklarından olduğunu, insanların yerleşik düzene geçmeden önce bile kolay elde edilebildiği için balık ve diğer deniz ürünlerinin en çok tüketilen besinler arasında yer aldığını belirtti.
Su ürünlerinin besin bileşimleri bakımından insanın gereksinim duyabileceği tüm maddeleri içerdiğini bildiren Yrd. Doç. Dr. Berik, bu “muhteşem maddeleri” alan ve hareketli bir yaşam süren insanın sağlam bir zihin ve vücuda sahip olacağını söyledi.
Yrd. Doç. Dr. Berik, su ürünlerinin gıda olarak iyi ve kaliteli protein kaynakları arasında yer aldığını, yüzde 18-25 oranında protein içerdiğini belirterek, “Su ürünlerinin içerdiği protein biyolojik olarak değerlidir ve her besindeki protein içeriğinde bulunmayan insan için elzem amino asitleri ideal oranlarda içerir” dedi.
A, K VE D VİTAMİNİ DEPOSU
Balık etinin, kemik gelişiminde, gözün farklı ışıklara uyum sağlaması ve görebilmesinde, vücudun bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli rolü olan A vitamini; kalsiyumun kemiklere yerleşmesi, kemik sağlığı ve gelişiminde görevli olan D vitamini ve özellikle kanın akışkanlığında görevli K vitamini bakımından oldukça zengin olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, şunları söyledi:
“Haftada üç kez düzenli balık ve diğer su ürünlerinden tüketme vücudun tüm gereksinimi karşılıyor, her gün tüketmenin ise bir zararı olmuyor. Balık etinin yağ içeriğini temel olarak uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri oluşturur. Bu yağ asitleri göz sağlığı, kanın akışkanlığı, beyin fonksiyonları, kalp krizi, kalp damar hastalıkları, damar sertliği, depresyon, migren, eklem romatizmaları, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve tansiyon ile kanser gibi pek çok hastalıktan korunmada önemli sağlık etkilerine sahiptir.”
“HALK SAĞLIĞINI KORUYACAK DOĞAL İLAÇ”
Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, söz konusu olumlu etkilerinin sağlanabilmesi için haftada en az 300 gram yağlı balık tüketiminin önerildiğini, uzmanların hamilelik ve emzirme döneminde olan kadınların anne ve çocuk sağlığı açısından haftada en az 3-4 kez balık tüketmesi gerektiğine işaret ettiğini kaydetti.
Halk sağlığını koruyacak başlıca doğal ilacın su ürünleri olduğunu vurgulayan Berik, bu ürünlerin bebeklerden, yaşlılara, hastalardan, sporculara, hamilelerden kısırlık tedavisi görenlere kadar herkesin sofrasında yer alabilecek koruyucu ve destekleyici ender gıdalar arasında bulunduğunu söyledi.